“Kulüp başkanlarının TSYD’ye bakış açıları değişti”

Spor Yazarı Bülent Tuncay, Spor Hikâyelerinde Hüseyin Şuekinci’nin konuğu oldu.

Spor Medyası’nda foto muhabiri, muhabir, editör ve yönetici olarak 31 yıldır hizmet veren ve fotoğraf dalında üç ödülü bulunan Tuncay’ın “Galatasaray Tarihi” adlı bir de kitabı bulunuyor.

Türk Spor Medyası’nın sevilen ismi; usta gazeteci Bülent Tuncay son olarak Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Fair Play Komisyonu Üyesi oldu.

Spor medyasının her aşamasında aktif olarak görev aldığını vurgulayan Tuncay, “Gazetecilikte sabah doğup akşam ölüyorsunuz, ne yaparsanız yapın her şey dünde kalıyor.” ifadelerine yer verdi.

“SPOR SERVİSLERİ ESKİDEN GÜÇLÜ SERVİSLERDİ”

89 yılında meslek hayatına başladığını belirten Tuncay, “Gazetelerin spor servisleri eskiden geniş kadrolara sahipti, bugün öyle değil. Bu yıl Galatasaray ve Beşiktaş’ın Avrupa maçlarında deplasmana giden toplam gazeteci sayısı yorumcu dahil sadece 6 kişiydi.” dedi.

KULÜP BAŞKANLARININ TSYD’YE BAKIŞ AÇILARI DEĞİŞTİ

“O kadar güçlü kalemler vardı ki. Tabanca gibi de haberler gelirdi.” diyen Bülent Tuncay sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Başkanı bir çağrı yaptığında bir kulüp başkanı ‘Benim haberim yok, önce nezaketen bizi aramalı’ demezdi.  ‘Çağrıyı aldık, geliyoruz’ derdi yani reaksiyon vermez, bunu bir üst makamdan davet olarak algılar, icabet ederdi. Şimdi kulüp başkanlarının çağrısını okudum, ‘kulüp başkanları önce bizden izin alıp öyle çağırın’ noktasına getirdi. Bu bir çağrı, kamu yararına hizmet veren bir derneğin çağrısı. Kulüp başkanlarının TSYD’ye yaklaşımı da değişti. Eskiden böyle bir şey yoktu.”

TÜRK MEDYASI BR TÜRBÜLANSA GİRDİ

Çok girift ilişkilerin ortaya çıktığını kaydeden Tuncay, “Bu nokta da maalesef savrulmalar yaşanabiliyor. Mesleğin kendisi, sadece spor basını olarak değil, Türk Medyası olarak bir türbülansa girildiği için bu tür şeylerle karşılaşıyoruz Bir küçülme evresi var, daha doğrusu şekil değiştirme. Çağın gerektirdiği teknolojik gelişimi, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi konjonktür nedeniyle basın bundan çok etkileniyor ve şekil değiştiriyor. Bu şekil değiştirme de çok kısa bir zaman aralığında ve çok sert geçiyor. Bu savrulmalardan herkes kendi nasibine düşeni alıyor. Spor Basınında, Türk Basınında 30 yılı aşkın meslek hayatımda hiç bu kadar derin bir kriz görmedim, yaşamadım.” diye konuştu.

MİLLİ OLİMPİYAT KOMİTESİ’NDEN GELEN DAVET

“Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, 6-0’lık Fenerbahçe maçında alkışlayıp rakip takımı tebrik etiği için Dünya Fair Play ödülü aldı.” açıklamasını yapan Bülent Tuncay şunları söyledi:

“Günümüzde ise bir başkan kendi taraftarına saldırıyor. Ağır bir yenilgi almasına rağmen rakip takımı alkışlayan Canaydın’ın davranışı gibi davranışları hedefleyen, pozitif ayrımcılığı teşvik eden bir yapı Olimpiyat Komiteleri. Olimpiyat komitesinden aldığım davetten büyük duydum. Futbolcu yetiştirmek meyve ağacı yetiştirmek gibidir yani beklersiniz, en az beş sene, belki 10 sene beklersiniz. Yatırım yaparsınız. Türkiye’de bu olmuyor çünkü günlük yaşayan bir ülkeyiz. Futbolcuya kimse yatırım yapmıyor, ‘nasıl olsa meyvesini başkası yiyecek’ anlayışı hakim. Sistemin doğru kurgulanması, kişilerden bağımsız hale getirilmesi lazım. Maalesef futbol kulüpleri o noktada çok zayıflar. Bu anlayışı oturtamadılar.”

DERBİDE AÇILAN PANKART KABA, SERT VE DIŞLAYICI

Fenerbahçe – Galatasaray maçında açılan pankarttan söz eden Tuncay “Seni de seni seveni de sevmiyoruz gibi pankartlar, ötekileştirir. Pankartlar bir kere kulüplerin kontrolünde. Pankartların dili, size birçok şey anlatıyor. Seni de seni seveni de sevmiyoruz pankartı gibi, kaba, bu kadar sert ve dışlayan bir dil göremedim 30 yıllık meslek hayatımda. Mizah yok, nezaket yok, görgü yok, kucaklama yok, fair play yok, sportif hiçbir öğe yok. Nefret dili kullanılmış. Seni de seni seveni de sevmiyoruz. Bu pankarta nasıl izin verildi. Bu nasıl bir ruh halidir. Rakibe mizah yoluyla gönderme yapabilirsin. İşin esprisi budur.” ifadelerini kullandı.

HESABI VERİLMELİ

“Bu kadar nobran bir bakış ben hayatım boyunca görmedim ve bunun hesabı verilmediği sürece de bu tür davranışlar devam eder.” diyen Bülent Tuncay, şunları aktardı:

“Taraftarın üzerine de gidilir. Geçen yıl Rizespor Başkanı ‘Eğer silahım olsaydı, hakemi vururdum’ dedi. Şimdi buradan başladı. Amerika’da NBA’de bir başkan kulübün sahibi olmasına rağmen ırkçı bir söylemde bulunduğu için NBA yönetimi kulüp başkanlığını düşürdü. Kulübü sattırdılar adama, elinden aldılar sahibi olduğu kulübü. Irkçı söz sarf ettiği için. Şimdi siz bu pankartı açıyorsunuz ve bu gündeme gelmeyecek. Ve devam edilecek. Bu nefret dili yarın öbür çok daha başka noktalara gelir. Çünkü bu ötekileştiriyor ve insansı insanlıktan çıkaran sürecin ilk adımı haline geliyor. Burada hemen set çekeceksiniz.”

“EN AĞIR CEZAYLA CEZALANDIRILMASI GEREKEN BİR PANKART”

Bu pankartın Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından en ağır cezayla cezalandırması gerektiğini belirten Tuncay, “Bunu açamazsınız. ‘Seni de seni seveni de sevmiyorum’, bu ifade içinden geçebilir ama toplumsal mesaj veremezsin. Bunun önüne geçmezsek yarın çok daha farklı tablolarla karşı karşıya kalabiliriz. Çok şaşırdım, yok yanlış herhalde yazıldı dedim ya önce anlayamadım. Çok yadırgadım. Nezaketi kenara bıraktığında bu zincirleme etki yaratıyor. Kucaklamak başka bir şeydir. Çok uç noktalardaki insanlar, bambaşka olaylarda diyaloğa geçtiğinde mesafe katedebiliyor. Dil çok önemli, bakış açısı çok önemli.” dedi.

“FUTBOL MAÇLARINA SPOR GÖZÜYLE BAKILMIYOR TEHLİKELİ OLAN BU”

Derbide açılan pankartı toplumsal baskılamaların tribünlerde yoğun şekilde dışa vurumu olarak yorumladığını bildiren Bülent Tuncay, “Tribüne gelen insanı toplumdan ayrıştırarak yorumlayamayız. Toplumun oradaki minyatür bir yansıma modelidir. Burada bir ifade özgürlüğü alanı oluşturuyor sanki kendine toplum. Buradaki vücut dili aidiyet duygusunu kendine mazeret yaratıp kendi iç dünyasındaki o birikmişliği kontrolsüz şekilde dışa buruyorlar. Bu çok sağlıklı bir yaklaşım açısı değil. Eskiden de vardı. Futbolu bilen insanlardı. Bugün tribüne gelen insanların çok azı futbol oynuyor. Çok daha başka bir profil geliyor artık tribünlere ve olaya spor olarak bakmıyor. Kazanma kazanamama olarak yorumluyor ve mutlak kazanmak olarak addediyor. Olayı sadece kazanma üzerine adlandırıyoruz, tehlikeli olan bu.” değerlendirmesini yaptı.

“MUSTAFA CENGİZ’İN SÖZLERİNİ YADIRGADIM”

“Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz’in Fenerbahçe taraftarı bana küfretmedi söylemini işitince ben biraz yadırgadım.” diyen Tuncay, sözlerine şunları ekledi:

“Çünkü bireye, kendisine, şahsına indirgemiş. Size küfür edilmedi ama ait olduğunuz, liderliğini yaptığınız camiaya küfürler edildi. Galatasaray taraftarları da Ali Koç’a küfürler etti. Bütün bunları görmeyip sadece ya bana küfür edilmedi, ne güzel bir maç oldu noktasında ki bir söylem, kabul ettiğim, doğruladığım bir yöntem değil, sistem değil. Kendi üzerinden bakmamalı, total üzerinden değerlendirmelidir başkanlar diye düşünüyorum. Bu konularda da hassas bir başkandır oysaki. Fakat oradaki ben dili biraz bana sıkıntılı geldi, çok doğru bulmadım. Küfürün ortak dil olduğunu gördüm çocuklarda. Bu toplumdan kaynaklanıyor, sokak kültüründen kaynaklanıyor. Bir anda kesemezsiniz. Ama statlarda bir davranış modeli ortaya koyabilirsiniz. En azından çok ağır küfürleri ortadan kaldırabilirsiniz ve kaldırmalısınız. Bir de bunun yolunun ben gündüz maçlarından geçtiğini düşünüyorum. 21.45’te maçlar oynanıyor. 20.00’da bile oynansa maç eve gitmeniz gece yarısını bulunuyor. Pazar maçı var diyelim, ertesi gün okul var, çocuğunuzu nasıl götüreceksiniz bu durumda. Aileler teşvik edilmeli. Zaten aileler gelir. Çocuk kucağınızda uyuyor zaten. Spor kültürünün aktarılması lazım. Bunu nasıl yapacaksınız. Gündüz maçlarıyla. Kışın hatta 14.00 maçı oynatın, güneş ışığından yararlanın. İngiltere’de bazen öğlen güneşinde oynatıyorlar.”

“DÜNYA BASININDA DERBİ DEĞİL DE ALİ KOÇ’UN TRİBÜNE İNMESİ KONUŞULDU”

Ali Koç’un tribüne inmesine de değinen Bülent Tuncay, “Ali Koç belli ki ağır bir küfür var, kızıyor, reaksiyon veriyor. Arkasından sakinleşiyor ve taraftarın olduğu bölüme atlıyor. Atladığı bölüm de 2-3 metre yükseklikte. Dışardaki yansıması ise Latin Amerika’dan Avrupa’ya bütün yabancı gazetelerde Fenerbahçe – Galatasaray derbisi haber ama Galatasaray’ın 21 yıl sonra kazanmasından çok Fenerbahçe Başkanı’nın taraftarın üzerine atlaması şeklinde verilmiş. Bütün dünya şu anda Fenerbahçe Başkanı’nın taraftarla yaşadığı bu diyaloğu konuşuyor. Ali Bey’in kendinden geçmiş, öfke kontrolünü kaybetmiş bir hali yok. Belki de çok rahatsız oldu, o insanla diyalog kurmak istedi. Yüz yüze göz göze. Ben tepede, sen aşağıda şeklinde değil, göz göze gelerek, eşitiz şimdi söyle bana, bu yaptığın ayıp değil mi demek istedi.  Ali Bey’in çizgisi de o çizgi yani bir gideyim üzerine atlayayım değil. Atlayış şekli de öyle bir atlayış değil ama fotoğraf onu gösteriyor. Burada bir gariplik var. Ali Bey mutlaka açıklayacaktır. Biz bu yayına çıktığımızda henüz böyle bir açıklama yoktu. Ali Bey, taraftarı çok önemsiyor, taraftara üstten bir bakışı asla yok.  Bu bakışa sahip başkanları da tanıdık, şahitlik ettik. Öyle bir başkan de değil, kendinden geçmiş bir vücut dili de yok. Anlayamadığım bir davranış özetle. Neticede bu bir spor. Spor Amerika’da Avrupa’da boş zaman etkinliği olarak geçer. Abartmayalım, tadında bırakalım.” diye konuştu.

})(jQuery)